Bir varmış bir yokmuş, ormanın kenarındaki yüksek bir ağacın dalında bir karga otururmuş. O sabah karga bir yerden kocaman, güzel kokulu bir parça peynir bulmuş. Peyniri gagasına almış ve dalın üstüne konup keyifle yemeğe hazırlanıyormuş. Peynirin nefis kokusu ormana yayılmış.
Tam o sırada aç bir tilki oradan geçiyormuş. Havaya yayılan peynir kokusunu almış ve başını kaldırıp yukarı bakmış. Ağacın dalında, kargayı ve gagasındaki iştah açıcı peyniri görmüş. Tilkinin ağzı sulanmış. "Bu peynir benim olmalı," diye düşünmüş. Ama ağaç çok yüksekmiş, oraya tırmanamazmış. Bunun üzerine kurnaz tilki bir plan kurmuş; kaba kuvvet yerine tatlı dilini kullanmaya karar vermiş.
Ağacın altına gelmiş, kibarca eğilip selam vermiş. "Ah, ne muhteşem bir kuşsunuz!" demiş yaltaklanarak. "Tüyleriniz ne kadar parlak, ne kadar simsiyah ve güzel! Böyle zarif bir kuşu ömrümde görmedim." Karga bu övgülerden pek hoşlanmış, göğsünü kabartmış ama sesini çıkarmamış, çünkü ağzında peynir varmış.
Tilki övgülerine devam etmiş. "Eminim güzelliğiniz kadar sesiniz de eşsizdir. Keşke o güzel sesinizi bir kez duyabilseydim. Eğer bir şarkı söylerseniz, sizi ormanın kuşlar kraliçesi ilan ederim!" Bu sözler kargayı öyle gururlandırmış ki dayanamamış. Sesinin ne kadar güzel olduğunu göstermek için gagasını açıp "Gaaak!" diye ötmüş.
Ama gagasını açar açmaz peynir aşağı düşmüş! Tilki çoktan hazır bekliyormuş; peyniri havada kapıvermiş. Sonra keyifle gülümseyip, "Sevgili karga," demiş, "sana küçük bir ders vereyim: Kendini boş yere övenlere sakın kanma. Dalkavukların tatlı sözlerinin ardında her zaman bir çıkar gizlidir." Bunları söyleyip peyniri afiyetle yemiş ve ormana doğru uzaklaşmış.
Karga ise dalda üzgün ve utanmış bir halde kalmış. Boş övgülere kandığı için peynirini kaptırdığını anlamış. "Keşke o yağcı sözlere inanmasaydım," diye hayıflanmış. O günden sonra kimsenin abartılı iltifatlarına kolayca kanmamaya karar vermiş. Böylece küçük bir peynir uğruna büyük bir ders öğrenmiş. Bu masalı dinleyen herkes de dalkavukların sözlerine dikkat etmeyi öğrenmiş.