Bir varmış bir yokmuş, gökyüzünün ta en tepesinde, pamuk bulutların üzerinde güler yüzlü bir Ay Dede yaşarmış. Ay Dede her akşam güneş evine dönüp dinlenmeye çekilince görevinin başına geçer, gümüş ışığıyla dağları, denizleri, ormanları ve uyumaya hazırlanan bütün şehirleri usulca aydınlatırmış. Ama onun asıl görevi bambaşkaymış: Dünyadaki bütün çocuklar ve gökyüzündeki bütün yıldız yavruları rahatça uykuya dalsın diye, her gece yumuşacık bir uyku şarkısı söylermiş. Onun sesini rüzgâr taşırmış; kim dikkatle dinlerse, yaprakların hışırtısında o ninniyi duyabilirmiş.
Yıldız yavruları bu şarkıyı duyar duymaz esnemeye başlar, birer birer gözlerini kapatır, sabaha kadar mışıl mışıl uyurlarmış. Ama içlerinden biri, minik yıldız Işıl, uyumayı hiç sevmezmiş. "Uyku çok sıkıcı!" dermiş. "Ben uyumak istemiyorum, bütün gece oyun oynamak istiyorum!" Ay Dede şarkısını söylerken Işıl kulaklarını kapatır, bulutların arasında saklambaç oynar, kayan yıldızlarla yarış yaparmış.
Günler böyle geçmiş. Ama bir sabah Işıl aynaya baktığında ışığının eskisi gibi parlamadığını fark etmiş. Pırıl pırıl parlayan arkadaşlarının yanında onunki soluk bir mum alevi gibi kalıyormuş. Üstelik başı ağrıyor, canı hiçbir şey oynamak istemiyormuş. Arkadaşları gökyüzünde neşeyle dans ederken Işıl bir bulutun kenarına oturmuş ve ağlamaya başlamış.
Onu gören Ay Dede yumuşacık sesiyle yanına yaklaşmış. "Ne oldu küçük Işıl, neden ağlıyorsun?" diye sormuş. Işıl hıçkırarak, "Işığım söndü Ay Dede," demiş. "Artık hiç parlamıyorum ve kendimi çok yorgun hissediyorum." Ay Dede gülümsemiş ve Işıl'ı kucağına almış. "Sana bir sır vereyim mi?" demiş. "Yıldızların ışığı uykudan gelir. Biz uyurken ışığımız kendini yeniler, tıpkı çiçeklerin gece büyümesi gibi. Uyumazsan ışığın yorulur, sen de yorulursun."
Işıl şaşırmış. "Yani parlamak için uyumak mı gerekiyor?" diye sormuş. "Elbette," demiş Ay Dede. "Dünyadaki çocuklar da öyle. Onlar uyurken boyları uzar, akılları güçlenir, yürekleri sevgiyle dolar. Uyku, en güzel büyüme sihridir." Sonra Işıl'ı yumuşak bir buluta yatırmış, üzerine yıldız tozundan bir battaniye örtmüş ve en sevdiği uyku şarkısını söylemeye başlamış: "Uyu yavrum, uyu da büyü; gözlerini kapa, ışığını büyüt..."
Işıl önce biraz direnmiş ama şarkı o kadar tatlıymış ki gözkapakları ağırlaşıvermiş. O gece sabaha kadar deliksiz uyumuş. Ertesi akşam uyandığında gökyüzü bambaşka görünüyormuş; çünkü Işıl o kadar parlak parlıyormuş ki bütün yıldızlar ona hayranlıkla bakmış. "Ne kadar güzel ışıldıyorsun!" demişler. Işıl o günden sonra Ay Dede'nin şarkısını hiç kaçırmamış; her gece erkenden uyumuş, her sabah biraz daha parlak uyanmış.
Derler ki bu gece pencereden gökyüzüne bakarsan, en parlak yıldızın Işıl olduğunu görürsün. Ay Dede de hâlâ her gece şarkısını söylermiş; kim erken uyursa, rüyasında o şarkıyı duyarmış. Onlar ermiş muradına, erken uyuyanlar çıksın kerevetine.