Bir varmış bir yokmuş, masmavi, upuzun bir denizin sıcak sularında rengârenk pullu, minik bir balık yaşarmış. Adı Pırıl'mış. Pırıl, mercan kayalıklarının arasında yüzer, deniz yıldızlarıyla oynar, renkli balık sürüleriyle dolaşırmış. Denizin altı öyle güzelmiş ki her yanı sallanan yosunlar, pırıl pırıl kabuklar, rengârenk mercanlarla doluymuş. Ama Pırıl bir türlü mutlu olamıyormuş; çünkü aklı fikri hep denizin dışındaki dünyadaymış.
Su yüzeyine çıktığında güneşi, gökyüzünü, uçan kuşları görürmüş. "Ah," dermiş içini çekerek, "keşke ben de bir kuş olsaydım, gökyüzünde özgürce uçsaydım. Şu deniz ne sıkıcı! Hep aynı sular, hep aynı mercanlar." Sürekli sahip olmadığı şeyleri düşünür, elindeki güzellikleri görmezmiş. Annesi ona, "Yavrum, denizimiz ne kadar güzel, baksana çevrene," dese de Pırıl surat asarmış: "Kuşlar daha şanslı. Onlar istedikleri yere uçabiliyor."
Bir gün Pırıl yüzeyde dolaşırken yaşlı, bilge bir kaplumbağayla karşılaşmış. Derdini ona anlatmış: "Keşke denizden çıkıp karada, gökyüzünde yaşayabilseydim. Burası bana çok dar geliyor." Yaşlı kaplumbağa gülümsemiş: "Küçük dostum, sana bir sır vereyim mi? Ben yıllardır hem karayı hem denizi gördüm. Karadaki hayvanlar da çoğu zaman denize bakıp 'Keşke onlar gibi yüzebilseydik' der. Herkes başkasının hayatını daha güzel sanır. Oysa sen, nice canlının hayran olduğu bir dünyada yaşıyorsun."
Pırıl önce bu sözlere pek inanmamış. Ama o sırada garip bir şey olmuş; bir dalga onu kıyıya yakın, sığ bir kaya çukuruna atmış. Su gitgide çekiliyormuş ve Pırıl kendini küçük, ısınan bir su birikintisinde, karaya yakın bir yerde bulmuş. İşte o an çok istediği "denizin dışı" ona hiç de güzel görünmemiş. Nefes almakta zorlanmış, güneş pullarını yakmaya başlamış. Etrafta ne serin sular varmış ne sevdiği mercanlar. "Ah, denizim!" diye ağlamış. "Meğer ben ne kadar güzel bir yerde yaşıyormuşum da kıymetini bilmemişim!"
Tam umudunu yitirmek üzereyken, bilge kaplumbağa yavaşça yanına gelmiş. "Merak etme küçük dostum," demiş ve güçlü ayaklarıyla küçük bir kanal açarak denizin suyunu Pırıl'ın birikintisine ulaştırmış. Yükselen dalgayla birlikte Pırıl yeniden derin, serin sulara kavuşmuş. Denizine döndüğünde sevinçten takla üstüne takla atmış. Mercanlar ona hiç bu kadar renkli, sular hiç bu kadar ferah görünmemiş.
Pırıl o günden sonra bambaşka bir balık olmuş. Artık her sabah gözlerini açtığında çevresindeki güzellikleri fark eder, "Ne kadar güzel bir denizde yaşıyorum," diye şükredermiş. Deniz yıldızlarıyla oynamanın, mercanların arasında saklambaç oynamanın, dostlarıyla sürü olup yüzmenin tadını doyasıya çıkarmış. Gökyüzüne hâlâ hayranlıkla bakarmış ama artık kendi dünyasını küçümsemezmiş. Böylece herkes anlamış ki mutluluk uzaklarda aranacak bir şey değildir; çoğu zaman tam yanı başımızda, sahip olduklarımızın içinde saklıdır. Yeter ki kıymetini bilelim. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.