Bir varmış bir yokmuş, Bolu dağlarının eteğinde Yusuf adında yaşlı, dürüst bir seyis yaşarmış. Yusuf, atlardan çok iyi anlar, bir atın gözüne bakınca içindeki cevheri görürmüş. Bir gün Bolu Beyi'nin ahırında zayıf, cılız, kimsenin beğenmediği bir tay görmüş. Herkes o taya gülermiş ama Yusuf onun gözlerindeki ışığı fark etmiş: "Bu tay sıradan değil," demiş. "İyi bakılırsa dünyalara bedel bir at olur." Beyefendiye gidip o cılız tayı istemiş. Bey, işe yaramaz sandığı tayı gülerek Yusuf'a bağışlamış.
Ama Bolu Beyi zalim ve haksız bir adammış. Yusuf'un dürüst sözlerinden rahatsız olmuş ve bir bahaneyle onun gözlerine mil çektirip kör etmiş. İşte o günden sonra Yusuf'un oğlu Ruşen'e "kör oğlu", yani Köroğlu demeye başlamışlar. Köroğlu babasının bu haksızlığa uğramasına çok üzülmüş ama babası ona öfke değil, sabır öğütlemiş: "Oğlum, intikam değil, adalet peşinde ol. Şimdi bana söz ver: Şu tayı gözün gibi büyüteceksin."
Köroğlu babasının dediğini yapmış. Tayı karanlık bir ahırda, tam babasının tarif ettiği gibi özenle beslemiş. Ona en iyi yemi vermiş, her gün tımar etmiş, sabırla, sevgiyle büyütmüş. Aylar geçmiş. Kimsenin beğenmediği o cılız tay, günden güne değişmiş; bacakları güçlenmiş, boynu dikleşmiş, tüyleri kar gibi bembeyaz, ışıl ışıl olmuş. Sonunda ahırın kapısı açıldığında dışarı rüzgâr gibi bir küheylan fırlamış: İşte efsanevi Kırat doğmuş! Kırat o kadar hızlıymış ki dörtnala koştuğunda ayakları yere değmez sanılırmış.
Köroğlu, Kırat'ıyla dağlara çıkmış. Ama o, sıradan bir kabadayı olmamış; babasının öğüdünü hiç unutmamış. Zenginin, zalimin, haksızın malını alır; yoksula, kimsesize, mazluma dağıtırmış. Yolu kesilen köylülere yardım eder, haksızlığa uğrayanların yanında dururmuş. Halk onu çok severmiş; adı dilden dile dolaşmış, türküleri yazılmış. Köroğlu nereye gitse yanında sadık dostu Kırat varmış. İkisi bir bedenin iki yarısı gibiymiş; Köroğlu bir tehlikeye düşse Kırat onu sırtına alıp kurtarır, uçurumları bir sıçrayışta aşarmış.
Zalim beyler Köroğlu'nu yakalamak için nice tuzak kurmuş ama başaramamışlar. Çünkü Köroğlu'nun en büyük gücü kılıcı değil, halkın sevgisi ve Kırat'ına duyduğu güvenmiş. Bir gün düşmanları onu dar bir geçitte köşeye sıkıştırmış. Etraf sarpmış, kaçacak yer yokmuş. Köroğlu, Kırat'ın yelesini okşamış: "Haydi dostum, şimdi tam zamanı." Kırat sanki kanatlanmış; öyle bir sıçramış ki karşı yamaca konmuş ve ikisi de kurtulmuş. Düşmanlar arkalarından bakakalmış.
Yıllar boyunca Köroğlu adaletin, Kırat ise sadakatin simgesi olmuş. Halk anlamış ki güç, zorbalıkta değil, doğrulukta ve dostluktadır. Ve bir de şunu öğrenmişler: Kimsenin beğenmediği o cılız taya sabır ve sevgiyle emek verilmeseydi, ne Kırat olurdu ne de efsane. Onlar ermiş muradına, emeğe ve dostluğa değer verenler çıksın kerevetine.