Bir varmış bir yokmuş, güzel bir yaz gününde çiftlikteki bir anne ördek yumurtalarının üstünde sabırla beklermiş. Derken yumurtalar birer birer çatlamış ve içlerinden minik, sarı, tüylü yavrular çıkmış. Hepsi birbirinden şirinmiş. Ama en büyük yumurta bir türlü açılmıyormuş. Sonunda o da çatlamış ve içinden diğerlerinden büyük, boz renkli, biçimsiz görünen bir yavru çıkmış.
Diğer ördekler bu yavruyu görünce alay etmişler. "Ne kadar çirkin!" demişler. "Bize hiç benzemiyor." Kardeşleri onu itip kakmış, tavuklar gagalamış, çiftlikteki herkes ona kötü davranmış. Zavallı yavru o kadar üzülmüş ki bir gün çiftlikten kaçmaya karar vermiş. "Belki başka bir yerde beni severler," diye düşünmüş.
Yalnız başına bataklıklara, göllere gitmiş. Yaban ördekleri onu istememiş, kazlar kovmuş. Soğuk kış geldiğinde küçük yavru bir gölün kenarında donmak üzereyken iyi kalpli bir köylü onu bulup evine götürmüş. Ama evdeki çocuklar oynamak isteyince yavru korkup yine kaçmış. Uzun, zorlu bir kış boyunca tek başına hayatta kalmaya çalışmış. Çok üşümüş, çok acıkmış, çok yalnız kalmış ama pes etmemiş.
Sonunda bahar gelmiş. Karlar erimiş, ağaçlar yeşermiş, güneş ısıtmaya başlamış. Yavru artık büyümüş, kanatları güçlenmiş. Bir gün berrak bir göle inmiş. Suyun üstünde süzülen, uzun boyunlu, bembeyaz, zarif kuşlar görmüş. Bunlar kuğularmış! "Ah, keşke ben de onlar kadar güzel olsaydım," diye iç geçirmiş. Utanarak da olsa onlara yaklaşmış.
Suya eğilip kendi yansımasına baktığında gözlerine inanamamış. Karşısında artık çirkin, boz bir ördek yavrusu değil; kar gibi beyaz, uzun boyunlu, muhteşem bir kuğu duruyormuş! Meğer o hiçbir zaman ördek değilmiş; bir kuğu yumurtası yanlışlıkla ördeklerin arasına karışmış. O çirkin sandıkları yavru, aslında büyüyünce en güzel kuş olacakmış.
Diğer kuğular onu sevgiyle karşılamış, aralarına almış. Gölde oynayan çocuklar bile, "Bakın, yeni gelen kuğu hepsinden güzel!" demişler. Küçük kuğu, yaşadığı onca zorluğun ardından mutluluğu bulmuş. Artık farklı olmanın bir kusur değil, sabretmenin ve kendine inanmanın bir ödül olduğunu anlamış. Böylece herkes anlamış ki güzellik dıştan değil, sabırdan ve iyi bir kalpten gelir. Onlar mutlu olmuş, biz de masalı dinleyip mutlu olmuşuz.